I
Oysa o kadar eskiyim ki kendimde,
ama sanki söylenecek söz kalmamış,
söz gelimi kurulan her cümle,
kadim bir zamanda söylenegelmiş.
Çöl ortasında kurulan bir şehirde
toza dumana toprağa karışıp,
pazartesiden sonra gelen salı gibi,
yeni bir şey zannediyorum herşeyi...
II
İki isimli şehirler gibi yer bulurken beş harfli tepside,
diğer ismim yasaklanmışsa üstelik; ki olur,
bir rüyayı hatırlamak gibi severim o zaman seni,
biz buraya nasıl geldik?
Elimde taşıdığım rakı bardaklarını,
-ki inceliğine de söylenecek söz yok-
neye esir olacağını seçmeye çalışan,
özgür aşklar gibi tutup yudumlarsam üstelik; ki yaparım,
gençleşen Ortaçgil sesleri gibi severim o zaman seni;
çığlık çığlığa…
III
Sıcak meşrubatlarla, alkollerle, sigaralarla,
çekilebilir hale getirebilirsiniz yaşantınızı,
yürürsünüz, kalemlere yürürsünüz, akıllısınızdır da,
biraz kağıt meta yeterlidir istediklerinizi almaya,
öyledir, gider gelir, bir yaşı kovalarsınız, bir anıyı,
ya sonra ulaştığınız yolculuklara bir bakış atar,
kentlere ağlayıp, boşlukları süzersiniz;
boşluklar anlam kazanır, süregelen güneşler,
aylar, allahlar anlam kazanır, dostluklar kurarsınız,
üçyüz gram ekmek için onaltı saat çalışan kadınlar,
varoluşçu umutsuzluklara götürmese de sizi,
ben tüm iyilikleri tarih dışına götürmeye hazırım,
kendi dilime yabancı olacak kadar üstelik.
ölüm her şeyin ilacıdır; bir diğerime süzülüveririm,
ellerini severim, ellerinle uyurum, oysa ellerin;
bir şekle girer avuçlarımda, ellerim olurlar,
düşerim kalkarım, düşmek yeryüzüne yaklaşmak olur,
sana tutunurum, kendime tutunurum;
ki insan hiçbir şeyi düzeltemiyor, üşüyorsan,
ellerimle üzerini örterim; avunurum.
derken sularım yükselir, kıyılarına sağınırım,
şimdi söyle! seni nasıl sevmeyeyim?
Mehmet Kahraman
