5 Eylül 2010 Pazar

Aylak Adam "C"


Okuduğum en iyi Türk romanları sıralamasında başa yerleştirdiğim, adını hep duyduğum ama şimdiye dek okumayışıma, eksiklenmediğime şaştığım roman… Sayfalarını çevirirken, defalarca daha okuyacağımı bildiğim kitap... Vapurda, evde, otobüste bir an önce okumak, sayfaları arasına sıkıştırdığım kağıdı daha ilerilere atmak için sabırsızlandığım, hiç bitmesin istediğim...

Söylemeye gerek duymadığımız birçok ayrıntının bir roman, üstelik çok yalın ama çok "şey" anlatan bir roman haline dönüştüğünü görmenin; sözcüklerin neler yapabildiğini ve Atılgan'ın kurduğu aylak dünyanın, zengin olmayan, ama “paralı” aylak c'sinin dünyasına adım atmanın zevki 159 sayfayla sınırlandırılamıyor. Bölümler içinde en çok "kış"ı sevdim galiba. Yaz'a uzak olduğumdan kelli...

Dudağına sigarasını sıkıştırıp yoluna devam etmesi, birayla karıştırıp içtiği şarabın kekremsi tadı, hayatının kadınını; boyasız, süssüz, topuksuz kadını aramayı hiç bıkmadan sürdürmesi… Derdi gücü insanlarla...En çok da işi gücü olup da hayattan onun kadar keyif almayanlar, ama alışkanlıkları, işleri güçleri yüzünden çok şey bildiğini sananlar ve –miş gibi yapanlarla… Hayatta en çok “o” olduğunu itiraf ettiği babası yüzünden yaşadığı travma, her şeyi belirleyen nokta belki de. En tuhafı da şu, şu cümle: “yoksa her şey ben olmadığım zaman, benim olmadığım yerlerde mi oluyordu?” Hepimizin, hayatın bizi ıskaladığını düşündüğümüz anlarda aklından geçen cümle bu değil mi? Aklımdan geçen çoğu cümleyi elimdeki kitaptan takip etmek beni ürküttü…

“Şimdi ben ona yokum, olsun. Uykudaki yokluk gibi bu, geçici. Uyanınca ona daha çok varım" .Tekdüzeliklerden, alışkanlıkların kolaycılığından, o yanımızdan hiç ayrılmayan tabulardan sıkılıyor C  ama kendi duvarları olmadığı anlamına gelmiyor bu. Bir dilenciyi şaşırtmaktan çekinmiyor, çoğu kimsenin "adam sen de" diyeceği ayrıntılar için uğraşmaktan imtina etmiyor. Hayatı yaşayan bir adam bu C; işi aylaklık ama meşgalesi hayat... Gündelik de olsa var gücüyle hem de... Her bir piyonuna dikkat ederek...

"beni çok düşünmeni istemem"

"yanılıyorsun. 'siz' anlanamaz, 'sen' anlanır. bazı kitaplarda 'sizi seviyorum'u okuyunca gülerim. sanki 'siz' sevilirmiş! 'sen' sevilir değil mi?...