Fazla Şiirden Ölünür mü?
Kaçmak istiyormuşsun?
İkimiz ayrı şehirlerde, aynı dünyaların tirşe çiçeği
Çok mu sevdik birbirimizi?
Sen bitmiş bir aşkın peşinden koşan kadın,
Ben bitmiş bir biranın son sigarasını yakan matiz bir adam
Edip Cansever hala yalnız mı?
Aynı evde yaşıyorduk,
Sen mutfaktayken ben odada oluyordum,
Ben mutfaktayken sen duş alıyordun…
Sırf bu yüzden karşılaşamıyoruz sanıyordum.
Sahi Aylak Adam’a n’oldu?
Kelimeleri kandırdık.
Hatta sol elle vites değiştirecek kadar sevdim ben seni,
Ve çekmece gibi,
Hızlı çekince elimizde kaldı yalnızlık.
Fazla şiirden ölünür mü?
Alkol ve Sigara ve Ortaçgil ve Kitap ve Kedi
Ve Gazlambası birleşirse ölünür.
Ve bir kadın sofra bezinden hüzün silkeler bizim balkona.
Ve bir adam…Fakirliğinden muzdarip, ekmeği köşesinden
ısırır.
Adorno haklı mı çıktı?
Ya da Pablo Neruda yeniden doğacak mı ölümlerde?
Konuşmakla susmak arasında,
Birkaç ses teli fark vardı oysa.
Sen susmayı tercih ettin.
Bense konuş(a)mamayı.
Bir uydu gibi etrafında dönerken ben,
Sen bana bakıp içer(ler) misin o zaman?
Hakkaten insan ne ile yaşar?
Uyumak sana ulaşmanın en kestirme yolu.
Uyanmaksa bir ütülü giysidir, bir Türk kahvesi…
İşe gitmek,
Yemek yemek,
Oy vermek,
Televizyon izlemek.
Uyanmanın bedeli bu kadar ağır olmamalıydı.
Ne demiştik oysa…
“Jack London kraldır”.
M.K.
Aralık 2009