Şu duvar dipleri,
kestaneler,
morlar,
şu beyaza benzeyen evler,
hiç zannetmemeler,
yakıştırıldıklarım,
hayata herkesin bakmaktan,
yorulduğu,
önemsemediği sayılar,
kimsenin tanıyamayacağı kadar,
bilindik acılar,
nereye yürüyorlar nereye?
ne zaman? kim için?
bu tanecikli hüzün sevinçleri,
bu gözle görülmez yaşam belirtileri,
mutluluk ne de fahiş fiyatlara satılıyor,
onbinyüzlü yıllarda,
demir kadar kırılgan olayım;
tadım olsun,
ses yükseksizliği,
ekşi çakıl taşları,
bu biçimsiz göze batışlar,
geçmişe özlem duyan çağdaş yelkovan,
kaç kere dönse kendi etrafında,
kaç kere dönse kaç kere,
ve kaç kere hatıralardan uzaklaştırır beni?
Sahi en savunmasız halimde mi olur –hep-
tüm saldırılar,
tüm bu duyarsız kitap arası kağıtlar,
okunup atılmalar,
yıllar sonra bulunmalar…
babamın sevinçlerini duyarım,
duyarım ki,
hergün biraz daha sararmış,
biraz daha eskimiş,
köşelerim.
fakat,
bir an -da- yanabilirdi herşey…
ah! ne diyordum;
İtaatsiz kedilere yön veriyorum.
Mehmet Kahraman