Sen bana değil,
yarattığın ben’e aşıksın,
bense o sıralarda dünyanın bir yerlerinde olurum,
işte tam o zaman
uyut beni sevgilim.
Karanlıktan korkuyor olsan gerek ki,
her gece güneş battıktan sonra
gelip benim boynuma sarılırsın.
bir şehre kar yağıyormuş; yağsın!
Bir kediye yalnızlıklarımla ekmek yedirdiğim gün başladı aidiyetsizlik. Kaldırım taşlarını saydım geçtiğim yolların, elektrik tellerinden göremediğim gökyüzüne ağıtlar yaktım, göğe bakma durağın’da sevişmelerimi bekledim. Sorular sordum, kendim cevapladım. İnsan kaç metre ölür?
Bazen geldiğim yere dönmek istiyorum.
Aitlikler…
aidiyetlerin başladığı yerde başlayan yabancılıklar,
yabancılıkların başladığı yerde bir mihrak gibi,
soluğuma saplanıyorsun.
Yabancılaşmışken her şeye, halihazırda bir mum alevinde sigara içmeye teşne, tembelliğe fazlasıyla eğilimli, aylak bir kış başlıyor bu şehre, paryalara bahar geliyor ve bir talebenin isyanıyla bir kuşak –yer-yüzünde harita yaratırcasına gülümsüyor.
Gülmek üzerine söylenecek tüm sözleri,
ben şairlere bıraktım.
Dayanabilirlik mümkünpereştliğinin üstündekine
“Fazla” denir.
"Seslerden Fa."
İnsan bu kentte unutmaya ç/alışıyor,
ağlama sevgilim en ‘fazla’ "Yasımı Tutacaksın"…
Mehmet Kahraman
