Rakılara buz doldurursam,
aklıma gelirsin, ki seni özlemek benim mesleğim,
örneğin şimdi biz öyle böyle acılar yaşamıyorken,
üstelik gelirsek bu şekilde akıllara,
çocuklar gibi gülümser, eski gülüşler ediniriz.
Senin şöyle bir bakışın var, garip olanda bu.
Gürültüyle dolaşan plakları izlersem,
gördüğüme gelirsin, ki seni düşünürsem iklim değişir,
sözgelimi bahar gelirde çıkarsam yollara,
bir de uğrarsam yanında bir yerlere,
üzerinden atladığım bisikletler gibi sevinir,
geçmiş sevinçler edinirim.
Senin şöyle bir gülüşün var, anlatılamayanda bu.
Telaşla yürüyen insanlara üzülürsem,
kapıma gelirsin, ki seni izlemek benim yeteneğim,
diyelim ki kendi halindeki radyolarda,
hani iki kanal arası sessiz boşluklara düşersem,
bir fikir gibi girersin yaşantıma,
arkaik fikirler edinirim.
Senin şöyle bir hüznün var, beni bir sana sürükleyen bu.
Taşraların üzerine çöken sessizliği dinlersem,
ellerime gelirsin;
yeknesan bir birliktelik yakalarız işte o an;
ki senin ellerin benim yerleşim yerim.
örneğin böyle şehirlerde,
bir toplanma yeri gibiyse yalnızlık,
kendimi düşüncelerimle eksiltir,
tozlanmış düşünceler edinirim.
Senin şöyle bir göz kırpışın var, beni sarhoş eden bu.
Mehmet Kahraman
