Bir Değişmezliğin Antolojisi
Öyle yalnızım ki,
Öyle yalnızım ki,
bütün gece kendi kendimle düet yaptım.
İçimde sana ait geniş aralıklar var
içinden atlar geçiyor,
trenler geçiyor, enstürmanlar geçiyor;
sana seslendikçe ses tellerim uzuyor…
Zaman zaman kötü düşler solurken, eksik yanlarını düşünüyorum senin..Faili belli cinayetlere kurban ediyorken kendimi, ısılarımı sana eşitliyorum. Bir tutam tuz gibi serpiliyor olmazlar üzerime; tadım kaçıyor.. İşler o kadar yolundaki bunalıp hırkamı giyesim gelir…Yetsin isterim, yetineyim isterim, zaten ile başlayan gereksiz cümleler kurup, apartman girişleriyle diyaloglara girmek isterim. İşin aslı ne biliyor musun? Bu lirik kentlerin insanlara ihtiyacı yok, hepimiz olasılıksız kaldırımlara muhtacız. Troya savaşları veriyoruz sokak aralarında, özümde iyi insanımdır demeleri dinliyoruz. Katlardan yemek kokuları geliyor, yabancıl acılarla canımızı söndürüyoruz, biz yine de en güzel elbiseleri, eksik bir şeylerle uyumlu giyiyoruz…
O sırada sen gitmekten bahsediyorsun,
morfem gidişini seyrediyorum,
ben senin işaret parmağının eklem yerlerine,
ilgeç tırnaklarımı değirmedim bile,
batırmadım etine kireçlerimi nereye?
Gittikçe yükselen acemi ritme hüznünü katıyorsun,
aramızda üstgeçitler var, sen karşımda öyle dururken,
sana ulaşmamam imkansız.
Uyurken üstümü örtme; üşürüm,
şu deniz fısıltısı, şu teras kat yalnızlığı,
alır beni götürür,
bir film seyreder gibi izliyorum saçlarını,
odak uzaklığımdan kayboluyorsun,
bırakıyorum gidiyorsun.
Ardından yürüyorum,
kimselerin dikkatine çarpmıyorum,
kaşığımı yemeğime götürürken aklıma geliyorsun,
anahtarımla kilit açarken aklıma geliyorsun,
merdiven parmaklıklarına tutunup hızla çıkarken aklıma geliyorsun,
kağıt kesiği kadar anlamsız paspal acılar yükledim adına dair,
Benim hiçbir şeyim değişmedi,
ben de değişmedim…
Mehmet Kahraman
